Peçenin Farziyeti (Risale)

 

Risaleyi Pdf formatında indirmek istiyorsanız linke basın: https://drive.google.com/file/d/1uVT8c-CbpaDkxkY1HftzKCddlHrypLvg/view?usp=sharing

Peçenin Farziyeti

Mukaddime

Şüphesiz hamd, Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ister ve ondan bağışlanma dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötüsünden Allah’a sığınırız. Allah’ın hidâyet ettiğini saptıracak, O’nun saptırdığını hidâyet edecek yoktur. Şehâdet ederim ki Allah’tan başka hak bir ilah yoktur, tektir ve ortağı yoktur. Yine şehâdet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve resûlüdür. En güzel ve doğru söz Allah’ın kelamı ve en mustakim yol, Muhammed’in rehberlik ettiği yoldur. Yoldan saptıran en şerli şeyler, dinde sonradan çıkartılan şeylerdir. (Din adına başlı başına bir ibadet olması amacıyla) dinde sonradan çıkartılan her şey bi’dattir. Her bi’dat sapıklıktır ve şüphesiz ki, her sapıklık da azaba müstehaktır. Bundan sonra; Hiç şüphesiz İslam dininde kadın, çok değerlidir. Bunun içindir ki, ona giyiminde ve süslenmesinde açılıp saçılmaktan dolayı meydana gelebilecek kötülüklere koruyucu olması için bazı şeyler farz kılınmıştır. Bu onun hürriyetini sınırlamak için değil bilakis onun aşağılık bir konuma düşmesini, kendisine hain gözlerin serbestçe bakışını engelleyen bir kalkan olması içindir. Diğer dinlerde ki kadının yerine de değinerek -ki diğer dinlerde kadının pek bir yeri olmamakla beraber bir objeden de farkı yoktur-, İslam’ın sanıldığının aksine kadına değer verdiğini ispatlayıp, örtünme emrinin de; kadına iffet, temizlik, duruluk kattığını ve kötü bakışlara karşı onu koruyan bir set olduğunu göreceğiz. Örtünme sadece bütün vücudu kaplayan bir perde değil, aynı zamanda isyan ve günahlara karşı da bir perdedir. Bende bu risale de örtünmenin önemini ayet, hadis ve seleften nakillere açıklamaya çalıştım. Allah’tan bu risaleyi tüm müslümanlara faydalı kılmasını dilerim.

Cahiliyye Kadını

İslamiyet’ten önce kadına bakış açısında çok ciddi sorunlar vardı, çoğunlukla ikinci sınıf muamelesi görüyorlardı. Bu tarz düşüncelere maruz kalmamak için doğuştan ya zengin ya da soylu bir aileden gelmek gerekiyordu. Yeryüzünde var olan dinler ve ya meşhur devletlerin kadına bakış açısı özetle şöyleydi:
- Ortaçağda şeytana tapmanın cadılıkla eşdeğer olduğu anlayışı, kadının doğasında var olan bir olgu olduğu düşüncesiydi. Bu durum batı toplumunda uzun süre sürmüştür. Bazı varsayımlar, kadınların büyücülükle suçlandığını dahi göstermiştir, bu dönemde meşhur cadı avları 300 yıl sürmüştür, cadılıkla suçlanan kadınlar çeşitli cezalara mazur kalmışlardır bunlardan biri de kaynayan kazanlara atılarak yakılmak. Yine ateş toplarına temas ettirerek yaraların iyileşme sürecine göre cadı olup olmadıklarının anlaşılmaya çalışılması... Ayrıca ortaçağda kadının konumunu belgeleyen kaynaklara bakıldığında, kadınları süt sağmak gibi günlük işleri yapan kişi olarak da görürlerdi.
- Eski Çin kültüründe kadın, insandan bile sayılmamış ve hatta isim verilecek değerde bile görülmemiştir. Bir ürüne verilen seri numarası gibi “1, 2, 3” diye rakamlarla adlandırılmıştı.
- Eski Hint kültürüne göre kadın bir musibetti. Vebadan,
ölümden ve cehennemden bile daha kötüydü. Yine onlarda şöyle bir anlayış vardı: “Kadın dediğin şey kocasına bağlıdır, kocası öldüğünde onunla beraber diri diri yakılmalıdır”, yok eğer kabul etmezse hiçbir insani hak talep edemezdi.
- 11’inci yüzyıla kadar İngiltere’de kocalar eşlerini bir meta gibi istedikleri bir bedel karşılığında verebiliyorlardı ve kadın murdar bir varlık olarak kabul edildiğinden, kutsal kitapları İncil’e dokunamıyordu.
- Eski Fransız kültüründe kadının insan olup olmadığı yüzyıllarca tartışılmış, sonunda kadının da insan olduğuna ve fakat erkeğe hizmet etmek için yaratıldığına karar verilmişti. Kadınlar temyiz yeteneği olmayan çocuklar ve delilerle aynı kategoride görülüyordu. Bu durum Fransa’da son yüzyıllara kadar devam etmiştir. Yeryüzünün ilk anayasası olarak kabul edilen ve bize “medeniyet” diye anlatılan Hammurabi kanunlarına söyle yazmışlardır: “Kadın eğitilmiş bir hayvandır”. Onlara göre kadın ile hayvan arasındaki fark; kadının yemeyi, içmeyi, oturmayı kalkmayı öğrenmiş olmasıdır.Tahrif edilmiş Yahudi Hukukuna göre kadın, insanı aldatıp kötülüğe sevk ettiğinden melun bir varlıktı.
- Yunan filozoflarına göre kadın; Göz önünde bulunmaması ve asla eğitim sürecine dahil edilmemesi gereken, toplumun sırtındaki yüktür. Aristo’ları da o dönemde kadına miras hakkı, söz hakkı veren devletleri eleştiriyordu.
- Mısır’da kadınlara necis gözüyle bakıyorlardı. Onlara göre kadın pis bir varlıktır ve kemale ermek isteyen bir erkeğin yapması gereken kadınlardan uzak durmaktır.
- Romalılar kadına köle diyorlardı, bütün köleler azat edilmeden kadınlar asla kölelikten kurtulamaz.
- Hristiyanlar: kadını erkeği ayartan, günah işleten bir varlık olarak görüyorlardı. Yeryüzündeki bütün kötülüğün kaynağı kadınlardı onlar için.
Peygamber Efendimizin geldiği toplumda da durum çokta farklı değildi. Kadın onlar için alınıp satılabilen bir eşyaydı. Kadının kocası öldüğünde herhangi biri üzerine bir şey (ceket, elbise vb.) attığında o kadın artık onun malı oluyordu. Kadın, utanç kaynağıydı. Kadınlar ihtiyaç kadarıyla yeryüzünde olmalıydı, onun dışındakiler yerin altına gömülmeliydi.

İslam’ın Kadını

Kadının hakları ve itibarı en doğru şekilde İslam tarafından iade edilmiştir. İslam, kadına insan olduğu için değer vermiş ve sorumluluk noktasında kadını da erkeği de eşit tutmuştur. İslam’ın gerçekleştirdiği köklü değişimle kadına obje gözüyle değil insan gözüyle bakılmıştır. Bu o kadar kıymetliydi ki kadın âdeta yeni bir toplumda, yeniden doğmuştu. Bu değişim, kadının üçüncü sınıf insan muamelesi gördüğü toplumlarda farklılık arz etti ve kadın hak ettiği konuma sahip oldu. Kadın sadece tevhid ve sünnet nizamı ile bu değere sahip olabildi, onun dışındaki sistemlerde kadının değeri bir metaya verilen değer (!) kadardı. Allah-u Teala, salih amelleri kabul etme noktasında kadın ve erkeğin eşit olduğunu, üstünlüğün renkte, ırkta, cinsiyette olmadığını, sadece takvada olduğunu söyler:
“Erkek ve kadınlardan kim mümin olarak salih ameller yaparsa bunlar, cennete girerler ve kıl kadar da olsa zulme uğramazlar.” (Nisa,124)
“Rableri onların (duasına) icabet etti (ve dedi ki): ‘Sizden erkek olsun, kadın olsun amel yapanların amelini zayi etmeyeceğim…’ ” (Âl-i İmran,195)
“Erkek ya da kadın, kim bir mümin olarak salih amel yaparsa hiç şüphesiz ona güzel bir hayat yaşatırız ve mükâfatlarını yaptıklarının en güzeliyle veririz.” (Nahl, 97)
“Şüphesiz ki teslim olan erkekler ve teslim olan kadınlar, iman eden erkekler ve iman eden kadınlar, gönülden ve sürekli Allah’a kulluk yapan erkekler ve gönülden sürekli Allah’a kulluk yapan kadınlar, sadık erkekler ve sadık kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, (Allah’tan) saygıyla korkan erkekler ve (Allah’tan) saygıyla korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, iffetini koruyan erkekler ve iffetini koruyan kadınlar, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve (Allah’ı) çokça zikreden kadınlar; Allah onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzâb, 35)
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostudurlar. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. Allah’ın rahmet edecekleri bunlardır işte. Şüphesiz ki Allah, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.”(Tevbe, 71)
“Ey insanlar! Şüphesiz ki sizleri bir erkek ve dişiden yarattık. Karşılıklı olarak tanışıp kaynaşmanız için sizleri halklara ve kabilelere ayırdık. Gerçek şu ki Allah katında en değerliniz, entakvalı olanınızdır. Şüphesiz ki Allah, (her şeyi bilen) Alîm, (her şeyden haberdar olan) Habîr’dir.” (Hucurât, 13)
Konumuz tesettür iken, benim bu noktalara değinmemin sebebi, tesettürün kadını kısıtlamak ya da değersiz kılmak manasında olmadığı akisine kadının değerini arttırdığını ve sadece nikah ile ulaşılabilir bir varlık haline getirdiğini, ve onun(tesettürün) hikmetlerinden bazılarının da Allahuelam bunlar olduklarını daha iyi anlatmak için böyle bir yol izledim. Şimdi bu konu ile ilgili bazı kelimelerin ne anlama geldiğine bir bakalım.
Tesettür: İnsanın belli bir gerekçeyle vücudunun belli yerlerini örtmesi anlamında bir terim. Sözlükte “örtünmek, kuşanmak”; “başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki tesettür, terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder.
Teberruc: Kadının, doğuştan gelen ve edinilen (sun`i) güzelliklerini dinen uygun olmayan yerlerde kasıtlı olarak izhar etmesi; bunun için çaba sarfetmesi anlamındadır. Bu iki kelimen manasını idrak ettikten sonra, artık asıl konumuz olan örtünme emrine geçebiliriz. Öncelikle Allah Subhanehu kendisine ve Peygamber Efendimiz’e (Aleyhisselam) itaati farz kılmıştır. Örtünme emri de Allah’a ve Resulüne itaattir. Allah’a iman ettikten sonra itaat etmekten başka bir seçeneğimiz yoktur. İman
ettikten sonra kimsenin itaat etmeme gibi bir lüksü yoktur. Allah şöyle buyuruyor:
“Allah ve Resûlü bir şeye hükmettiğinde mümin erkek ve mümin kadının o işlerinde seçim hakları yoktur. Kim de Allah’a ve Resûlü’ne isyan ederse muhakkak ki apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.” (Ahzab, 36)
Kadın avrettir, yani örtünmesi gerekir. Bu onun değerini düşürmez aksine değerini artırır. Nasıl ki bizler bizim için çok değerli olan şeyleri koruyup saklıyorsak kadında değerli olduğundan korunup saklanmalı. Nitekim Allah kadınlara örtünmeyi emrederek şöyle buyuruyor:
“Mümin kadınlara da: “Gözlerini (haramdan) kısmalarını ve iffetlerini muhafaza etmelerini” söyle. Kendiliğinden görünenler hariç süslerini açığa çıkarmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar (kafa, boyun ve göğüs kısmını örtecek şekilde). Kocalarından, babalarından, kayın babalarından, çocuklarından, kocalarının (başkasından olma) çocuklarından, kardeşlerinden, erkek kardeşlerin çocuklarından, kız kardeşlerin çocuklarından, kendi kadınlarından, sağ ellerinin sahip olduğu (köle ve cariyelerden), kadına (ihtiyaç ve arzusu olmayan) erkeklerden, kadınların avretini anlamayan çocuklardan başkasına süslerini göstermesinler. Gizledikleri ziynetler anlaşılsın/bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep beraber topluca Allah’a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz Ey Müminler!” (Nûr, 31)
Bu âyet, kadınların yabancı erkeklere karşı örtünmesinin farz olduğuna şu yönlerden delâlet etmektedir: Şüphesiz Allah, mü’min kadınlara ırzlarını (edep yerlerini) korumalarını emretmiştir. Irzın korunmasını emretmek, aynı zamanda ona vesile olan hicabı da emretmektir. Çünkü yüzü açmak, ırzın gitmesine neden olabilir. Hiçbir akıl sahibi yüzü örtmenin, ırzın korunma yollarından birisi olduğu konusunda şüphe etmez. Çünkü yüzü açmak, kadının yüzüne bakmaya, kadının güzelliğini düşünmeye sebep olur. Bu âyet boynu ve göğsü örtmenin farz olduğunu bildiriyor. Burdan yüzü örtmenin de farz olduğunu anlayabiliriz çünkü boynu ve göğsü örtmek farz olduğuna göre, yüzü örtmenin farz olması daha önce gelir. Çünkü yüz, güzellik ve fitnenin odak noktasıdır. Buhari Sahih’inde; “Başörtülerini yakalarının üzerine indirsinler” babında Ahmed b. Şebib–babası–Yunus–İbn Şihab–Urve–Aişe (Radıyallahu anha) isnadıyla rivayet ediyor: Aişe (Radıyallahu anha) dedi ki: “Allah ilk muhacir kadınlarına rahmet etsin, Allah; “Başörtülerini yakaları üzerine indirsinler” ayetini indirince elbiselerinde parça koparıp onunla yüzlerini örttüler.” Aişe’nin (Radıyallahu anha) yanına üzerinde yüzü gösteren incelikte başörtüsü bulunan bir kadın girince, Aişe annemiz o örtüyü alıp yırttı ve şöyle dedi: “Allah’ın Nur suresinde ne indirdiğini bilmiyor musun?” Bunun üzerine ona kendi hımarını (başörtüsünü) giydirdi.”
[Muvatta (1625); İbn Sad (8/71, 72); Şerhu’s-Sunne (6/24)]
İfk hadisesi olduğu sırada, Safvan Bin Muattal (Radıyallahu anh) onu görmüş, Aişe (Radıyallahu anha) demiştir ki; “Safvan’ın istirca’ı (inna lillah ve inna ileyhi raciun demesi) üzerine uyandım, hemen yüzümü cilbabımla örttüm.” [Buhari (4750)]
İbni Mes’ud (Radıyallahu anh); Ayetteki “kendiliğinden görünen kısım müstesna ziynetlerini açmasınlar” ibaresi hakkında der ki; “Ziynet iki türlüdür; görünen ziynet ve sadece kocasının görebileceği gizli ziynet. Görünen ziynet; Arap kadınlarının giymeyi adet edindikleri elbiseleri üzerine giydikleri örtüler ile elbiselerdir. Gizli ziynet ise kocasından başkasına göstermesi caiz olmayan; sürme, yüzük, bilezik gibi şeylerdir.” [İbni Ebi Şeybe (4/284); Tefsiru Abdirrezzak (4/495); İbn Ebi’d-Dunya
el-İyal (404); Taberi (19/155); Taberani (9/228)]
İbni Mesud (Radıyallahu anh), ‘Ziynetlerinden görünen kısım müstesna’ kavlindeki ziynet elbisedir. Nitekim ‘Mescide her çıkışınızda ziynetinizi alın’ (Araf 31) ayetinde de elbise kastedilmektedir.” demiştir. [Taberi (19/156); İbni Ebi Şeybe (4/284); Tefsiru Abdirrezzak (4/495); İbn Ebi’d-Dunya el-İyal (404); Taberi (19/155); Taberani (9/228)]
“Evlerinizde karar kılın. İlk cahiliye kadınlarının (kendilerini görünür kılmak için) süs ve güzelliklerini açtıkları gibi yapmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin.” (Ahzab, 33)
“Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına de ki: “(Tüm bedenlerini örten) cilbablarını üstlerine giysinler. Bu, onların (hür ve iffetli olarak tanınıp kötü) tanınmamaları ve eziyet görmemeleri için en uygun olandır. Allah, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir.” (Ahzab, 59)
Kadın dışarı çıktığı zaman, şeytan bakışları üzerine çevirtir. Allah, kadınların eziyet görmelerini istemediği için, bunun onlar için en uygun olanı olduğunu söylüyor. Bir kadına daha nasıl değer verilebilir ki? İffet sahibi her kadın, bu emre gönülden itaat eder. Çünkü bilir ki, bu onu pis bakışlardan koruyacak fasıkların sataşıp incitmesine engel olacaktır.
Abdullah b. Abbas (Radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Allah Teâlâ, mü’minlerin kadınlarına, bir ihtiyaç için dışarı çıktıklarızaman başlarından aşağıya kadar cilbablarıyla yüzlerini örtmelerini ve sadece bir gözü göstermelerini onlara emretmiştir.” 
Sahâbînin (Abdullah b. Abbas’ın) tefsiri huccettir. Hatta bazı âlimler şöyle demişlerdir:
“Sahâbînin tefsiri, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e nisbet edilmiş merfu’ hükmündedir.”
Abdullah b. Abbas’ın (Radıyallahu anh); ”… sadece bir gözü göstermelerini…” sözüne binaen, buna izin verilmesinin sebebi, yola bakma zarureti ve ihtiyacından dolayıdır. Eğer buna gerek yok ise, o bir gözünü bile olsa göstermesi gerekmez. “Müslüman bir kadın Beni Kaynuka pazarında örtülü bir halde zaruri alışverişini yaparken Yahudilerden biri kadının örtüsü ile alay ederek yüzünü açmaya çalıştı. Kadın yüzünü açmayınca elbisesinin eteğini bir yere tutturdular ve avretini açtılar.
“Yüzünü örtüyor, avretini açıyor” diye alay ettiler. Duruma şahit olan bir Müslüman o Yahudi’yi öldürdü. Yahudiler de toplanıp bu Müslüman’ı öldürdüler. Bu olay üzerine Beni Kaynuka savaşı çıkmıştır.” [İbni İshak (295); İbni Hişam (2/47); Taberi Tarih (2/480); İbni Sa’d (8/321)]
Pek çok hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), evlenmek isteyen erkeklere, evlenmek istediği kadına bakmalarını emretmiştir. 
Bu rivayetlerden birini Mugire Bin Şube şöyle nakleder; “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldim ve ona evlenmek istediğim bir kadından bahsettim. Bana; ‘Git ona bak. Bu, onunla muhabbet ve ünsiyetinizin devamı için daha uygundur’ dedi. Ben de Ensardan bir kadının yanına geldim, onu ebeveyninden istedim ve Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın sözünü onlara haber verdim. Onlar sanki bundan hoşlanmadılar. Hıdr denen hususi hücresinde bulunan kız bunuemretmişse, bak! Aksi takdirde Allah aşkına bana bakma!’ dedi. Sanki kız da bu bakma işini büyütmüştü. Muğire sözüne devamla dedi ki: ‘Ben kıza baktım ve onunla evlendim.’” [İbn Mace (1866); Taberani (20/433)]
Bu hadis, kadınların yabancı erkeklere karşı örtündüklerini, bir erkeğin ancak nikâh kastı ile bakabileceğini göstermektedir. Yine şu hadis hadis vücudun tamamen örtünmesinin farz oluşunu göstermektedir. (Ümmü Atiyye):
– Ey Allah’ın elçisi! Bizden birisinin cilbabı yoksa ne yapmalıdır? diye sordum.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:
– Kızkardeşinin ihtiyacı olmadığı cilbabını ödünç alıp giyer.” [Buhari (hayz 23); Müslim (İydeyn 10); Ebu Davud (1136); Nesai (3/180); İbni Mace (1308); Ahmed (4/84); Darimi (salat 223); Tirmizi (Cuma 36)]
Bu hadis, sahâbe kadınlarının her zaman olduğu gibi, cilbabları olmadan dışarı çıkmadıklarına ve cilbabı olmadığı zaman dışarı çıkamadığına delâlet etmektedir. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) cilbab giymesini emretmesi, örtünmesi gerektiğine delildir. Yine de en iyisini Allah bilir.
Pek çok muhakkikin de belirttiği gibi arap lügatinde cilbab; vücudun tamamını örten örtü demektir.
Abdullah Bin Mes’ud Radıyallahu anh’den; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;
“Kadın avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan, bakışları ona çevirtir. Kadının Rabbine en yakın olduğu yer, evinin ortasıdır.” [Bezzar (5/489, 492); Taberani (9/295, 10/108)]
Ebu Hureyre radıyallahu anh; “Kadın tırnağına kadaravrettir” demiştir. [İbni Habib, el-Gayetun ve’n-Nihaye (s.216); Ahmed Bin Hanbel, Ahkamun Nisa (s.30)]
Aynısını Ebu Bekir Abdurrahman b. Haris b. Hişam, İmam Ahmed b. Hanbel ve İmam Malik de söylemiştir.
Abdullah b. Abbas’dan (radıyallahu anhuma): “Hür kadınlar da cariyeler gibi giyiniyordu. Bunun üzerine Allah müminlerin kadınlarına bu örtüleriyle kaşlarının üstüne kadar olan bölümü örtmelerini emretti.” [Taberi (20/325)]
Ömer b. el-Hattab (radıyallahu anh) halifeliği zamanında peçeli cariye bırakmadı ve şöyle dedi: “Peçe yalnız hürlerin eziyete uğramamaları içindir.” [İbn Ebi Şeybe (2/42)]
Kadının yüzünü açması meselesi de geçmişte olmayan ancak günümüzde yaygınlaşmış bir meseledir. Ancak görüldüğü üzere, konu ihtilaflı bir konu değildir. Ayet ve hadisler konunun sarih (açık) olduğunu göstermektedir.

SONUÇ

- Yüzü örtmek farzdır bu konuda bir ihtilaf yoktur.
- Zaruret durumunda dışarı çıkıldığında, vücudu tamamen örten cilbab giyilmesi gerekir.
- Ayette geçen “görünen kısımlar müstesna...”dan kastın elbisenin görünen kısmı olduğudur, el ve yüz değildir.
- Kadın sadece bir gözünü açabilir, bazı âlimlere göre eğer görebiliyorsa buna da gerek yoktur.
- Kadın kendisine helal olmayan bir erkeğe evlilik dışında yüzünü açamaz.
- Ahmed bin Hanbel’e göre kadının ayakkabısı bile görünmemeli.
Şu halde yüzün kapatılmasını sünnet zanneden kimselerin bilmesi gerekir ki, yüzün açılmasına ancak namaz sırasında cevaz verilmiştir. Ashab kadınlarının tavaf esnasında bile yüzlerini örttükleri biliyoruz. Bu fitne zamanında -yani günümüzdeki gibi her türlü fuhşiyatın ve hayâsızlığın yaygın olduğu dönem ve ortamda-, yüzün açılabilmesine cevaz veren bir tek alim yoktur. Bu deliller, dini İslam olan kişi için yeterlidir.
“...Ta ki helak olan delil üzere helak olsun, hayat bulan delil üzere hayat bulsun...” (Enfal, 42)

Ve davamızın sonu Allah’a hamd etmektir.
Velhamdulillahi rabbil alemin.
Daha yeni Daha eski
Advertising Space