İbni Mesud (Radıyallahu anh), ‘Ziynetlerinden görünen kısım müstesna’ kavlindeki ziynet elbisedir. Nitekim ‘Mescide her çıkışınızda ziynetinizi alın’ (Araf 31) ayetinde de elbise kastedilmektedir.” demiştir. [Taberi (19/156); İbni Ebi Şeybe (4/284); Tefsiru Abdirrezzak (4/495); İbn Ebi’d-Dunya el-İyal (404); Taberi (19/155); Taberani (9/228)]
“Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına de ki: “(Tüm bedenlerini örten) cilbablarını üstlerine giysinler. Bu, onların (hür ve iffetli olarak tanınıp kötü) tanınmamaları ve eziyet görmemeleri için en uygun olandır. Allah, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir.” (Ahzab, 59)
Kadın dışarı çıktığı zaman, şeytan bakışları üzerine çevirtir. Allah, kadınların eziyet görmelerini istemediği için, bunun onlar için en uygun olanı olduğunu söylüyor. Bir kadına daha nasıl değer verilebilir ki? İffet sahibi her kadın, bu emre gönülden itaat eder. Çünkü bilir ki, bu onu pis bakışlardan koruyacak fasıkların sataşıp incitmesine engel olacaktır.
Abdullah b. Abbas (Radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Allah Teâlâ, mü’minlerin kadınlarına, bir ihtiyaç için dışarı çıktıklarızaman başlarından aşağıya kadar cilbablarıyla yüzlerini örtmelerini ve sadece bir gözü göstermelerini onlara emretmiştir.”
Sahâbînin (Abdullah b. Abbas’ın) tefsiri huccettir. Hatta bazı âlimler şöyle demişlerdir:
“Sahâbînin tefsiri, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e nisbet edilmiş merfu’ hükmündedir.”
Abdullah b. Abbas’ın (Radıyallahu anh); ”… sadece bir gözü göstermelerini…” sözüne binaen, buna izin verilmesinin sebebi, yola bakma zarureti ve ihtiyacından dolayıdır. Eğer buna gerek yok ise, o bir gözünü bile olsa göstermesi gerekmez. “Müslüman bir kadın Beni Kaynuka pazarında örtülü bir halde zaruri alışverişini yaparken Yahudilerden biri kadının örtüsü ile alay ederek yüzünü açmaya çalıştı. Kadın yüzünü açmayınca elbisesinin eteğini bir yere tutturdular ve avretini açtılar.
“Yüzünü örtüyor, avretini açıyor” diye alay ettiler. Duruma şahit olan bir Müslüman o Yahudi’yi öldürdü. Yahudiler de toplanıp bu Müslüman’ı öldürdüler. Bu olay üzerine Beni Kaynuka savaşı çıkmıştır.” [İbni İshak (295); İbni Hişam (2/47); Taberi Tarih (2/480); İbni Sa’d (8/321)]
Pek çok hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), evlenmek isteyen erkeklere, evlenmek istediği kadına bakmalarını emretmiştir.
Bu rivayetlerden birini Mugire Bin Şube şöyle nakleder; “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldim ve ona evlenmek istediğim bir kadından bahsettim. Bana; ‘Git ona bak. Bu, onunla muhabbet ve ünsiyetinizin devamı için daha uygundur’ dedi. Ben de Ensardan bir kadının yanına geldim, onu ebeveyninden istedim ve Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın sözünü onlara haber verdim. Onlar sanki bundan hoşlanmadılar. Hıdr denen hususi hücresinde bulunan kız bunuemretmişse, bak! Aksi takdirde Allah aşkına bana bakma!’ dedi. Sanki kız da bu bakma işini büyütmüştü. Muğire sözüne devamla dedi ki: ‘Ben kıza baktım ve onunla evlendim.’” [İbn Mace (1866); Taberani (20/433)]
Bu hadis, kadınların yabancı erkeklere karşı örtündüklerini, bir erkeğin ancak nikâh kastı ile bakabileceğini göstermektedir. Yine şu hadis hadis vücudun tamamen örtünmesinin farz oluşunu göstermektedir. (Ümmü Atiyye):
– Ey Allah’ın elçisi! Bizden birisinin cilbabı yoksa ne yapmalıdır? diye sordum.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:
– Kızkardeşinin ihtiyacı olmadığı cilbabını ödünç alıp giyer.” [Buhari (hayz 23); Müslim (İydeyn 10); Ebu Davud (1136); Nesai (3/180); İbni Mace (1308); Ahmed (4/84); Darimi (salat 223); Tirmizi (Cuma 36)]
Bu hadis, sahâbe kadınlarının her zaman olduğu gibi, cilbabları olmadan dışarı çıkmadıklarına ve cilbabı olmadığı zaman dışarı çıkamadığına delâlet etmektedir. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) cilbab giymesini emretmesi, örtünmesi gerektiğine delildir. Yine de en iyisini Allah bilir.
Pek çok muhakkikin de belirttiği gibi arap lügatinde cilbab; vücudun tamamını örten örtü demektir.
Abdullah Bin Mes’ud Radıyallahu anh’den; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;
“Kadın avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan, bakışları ona çevirtir. Kadının Rabbine en yakın olduğu yer, evinin ortasıdır.” [Bezzar (5/489, 492); Taberani (9/295, 10/108)]
Ebu Hureyre radıyallahu anh; “Kadın tırnağına kadaravrettir” demiştir. [İbni Habib, el-Gayetun ve’n-Nihaye (s.216); Ahmed Bin Hanbel, Ahkamun Nisa (s.30)]
Aynısını Ebu Bekir Abdurrahman b. Haris b. Hişam, İmam Ahmed b. Hanbel ve İmam Malik de söylemiştir.
Abdullah b. Abbas’dan (radıyallahu anhuma): “Hür kadınlar da cariyeler gibi giyiniyordu. Bunun üzerine Allah müminlerin kadınlarına bu örtüleriyle kaşlarının üstüne kadar olan bölümü örtmelerini emretti.” [Taberi (20/325)]
Ömer b. el-Hattab (radıyallahu anh) halifeliği zamanında peçeli cariye bırakmadı ve şöyle dedi: “Peçe yalnız hürlerin eziyete uğramamaları içindir.” [İbn Ebi Şeybe (2/42)]
Kadının yüzünü açması meselesi de geçmişte olmayan ancak günümüzde yaygınlaşmış bir meseledir. Ancak görüldüğü üzere, konu ihtilaflı bir konu değildir. Ayet ve hadisler konunun sarih (açık) olduğunu göstermektedir.
SONUÇ
- Yüzü örtmek farzdır bu konuda bir ihtilaf yoktur.
- Zaruret durumunda dışarı çıkıldığında, vücudu tamamen örten cilbab giyilmesi gerekir.
- Ayette geçen “görünen kısımlar müstesna...”dan kastın elbisenin görünen kısmı olduğudur, el ve yüz değildir.
- Kadın sadece bir gözünü açabilir, bazı âlimlere göre eğer görebiliyorsa buna da gerek yoktur.
- Kadın kendisine helal olmayan bir erkeğe evlilik dışında yüzünü açamaz.
- Ahmed bin Hanbel’e göre kadının ayakkabısı bile görünmemeli.
Şu halde yüzün kapatılmasını sünnet zanneden kimselerin bilmesi gerekir ki, yüzün açılmasına ancak namaz sırasında cevaz verilmiştir. Ashab kadınlarının tavaf esnasında bile yüzlerini örttükleri biliyoruz. Bu fitne zamanında -yani günümüzdeki gibi her türlü fuhşiyatın ve hayâsızlığın yaygın olduğu dönem ve ortamda-, yüzün açılabilmesine cevaz veren bir tek alim yoktur. Bu deliller, dini İslam olan kişi için yeterlidir.
“...Ta ki helak olan delil üzere helak olsun, hayat bulan delil üzere hayat bulsun...” (Enfal, 42)
Ve davamızın sonu Allah’a hamd etmektir.
Velhamdulillahi rabbil alemin.