Riya Küçük Ve Gizli Şirktir
Bismillah, elhamdulillah, vesselatu vesselamu ala Rasulillah. Bundan sonra, asrımızda küçük şirk mefhumu tartışmaya açılmış ve varlığı hususunda insanlar ihtilaf etmişlerdir. Bazı insanlar "Şirkin büyüğü küçüğü olmaz, şirk şirktir" gibi duygusal sloganlar ile konuyu ilmi sahadan uzaklaştırsa da, hakikat küçük şirk diye bir mefhumun var olduğudur. Elbette küçük şirkin şumülüne bir çok cüz'i mesele girse de, bizler bilhassa bu yazımızda riyanın küçük şirk olduğunu isbata gayret edeceğiz biiznillah.
Riya, kişinin amellerinde gösterişe gitmesidir. Riya yapan kişi, yapmış olduğu amelde Allah'ın rızasını devreden çıkarır ve kulların görüp duymasını umar. Yani bir kimse namazını kılarken Allah'a yönelse, ancak maslahat olarak kullara gösteriş yapsa, bu kişi riya yapmış olur. Bu kişinin yaptığı fiilin hükmü; küçük şirktir. Zira ibadeti Allah'tan başkasına yönelterek büyük şirke düşmüş değildir.
İbadette dinden çıkaran şirk, ibadeti Allah'tan başkasına yönelttiğin zaman açığa çıkar, fayda olarak dünyayı arzuladığında değil. Bu ikisi arasında fark vardır. Namazı bir kula kılıp, ona secde eden müşrik olur. Ancak namazında Allah'a yönelip secde eden, fakat beğenilme ve gösteriş arzusuna kapılarak kulların nazarlarını uman ise ancak fasık olur.
Riya yapan kimsenin kafir olmayacağının delilleri şunlardır:
"قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّهٖ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهٖٓ اَحَداً"
"Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın." (Kehf, 110)
İbn Ebi Hatim şöyle dedi: Abdulvahid b. Ziyad dedi ki: Hasan’a ‘Bana riyayı anlat, o şirk midir?’ dediğimde” “Evet ey oğlum: “Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa salih bir amel işlesin ve Rabbine ibadetinde kimseyi şirk (ortak) koşmasın.” buyruğunu okumuyor musun?” karşılığını verdi.
el-Maverdi der ki: Bütün te'vil ehli alimler şöyle demiştir: "Rabbine ibadetinde kimseyi ortak
koşmasın" buyruğunun anlamı, işlediği ameliyle kimseye karşı riyakarlık yapmasın şeklindedir.
Yani bu ayette kastedilen şirk koşmamak, riya yapmamak ile alakalıdır ve riya şirktir. Ancak riya küçük şirktir ve kişiyi dinden çıkarmaz. Bunun delili şu hadislerdir:
(senet: İmam Ahmed - Yunus - Leys - Yezid - Amr - Mahmud b. Lebid)
Mahmud b. Lebid radiyallahu anh şöyle demiştir: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sizin için en çok küçük şirkten endişe ediyorum." 'Ey Allah'ın Rasulü! Küçük şirk de ne oluyor?' diye sorduklarında: "Riyadır" karşılığını verdi ve şöyle devam etti: "Allah kıyamet gününde herkes amellerinin karşılığını alacağı sırada riyakarlara: "Dünyadayken amellerinizi kime göstermek için yaptıysanız onların yanına gidin, bakalım yanlarında bu amellere bir karşılık bulacak mısınız!" buyurdu." (İmam Ahmed Musned; İbn Ebi Şeybe)
İmam Ahmed – İbrahim Ebil Abbas – Abdurrahman b. Ebi Zinad – Amr b. Ebi Amr – Asım b. Umer – Mahmud b. Lebid Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki diyerek ravi bir önceki hadisin aynısını nakletmiştir. (İmam Ahmed Musned)
Abdullah b. Ahmed b. Hanbel dedi ki: Bu hadisi babamın kitabında kendi el yazısıyla şu şekilde gördüm: İshak b. İsa – Abdurrahman b. Ebi’z Zinad – Amr b. Ebi Amr – Asim – Umar b. Katade – Mahmud b. Lebid Mahmud b. Lebid radiyallahu anh şöyle demiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Sizin için en çok küçük şirkten endişe ediyorum” buyurdu. “Ey Allah’ın Rasulü! Küçük şirk nedir?” diye sorduklarında: “Riyadır” karşılığını verdi ve şöyle devam etti: “Allah kıyamet gününde herkes amellerinin karşılığını alacağı sırada riyakarlara: “Dünyadayken amellerinizi kime göstermek için yaptıysanız onların yanına gidin, bakalım yanlarında bu amellere bir karşılık bulacak mısınız!” buyurdu.” (İmam Ahmed Musned; Taberani el Mucemu’l Kebir 1227; Heysemi dedi ki: hadisin senedindeki raviler güveniliridir)
Bize Abdullah bin Said el-Eşecc haber verdi, bize Ebu Halid -yani Süleyman bin Hebben- tahdis etti, Başka bir senetle bize Ali bin Haşrem tahdis etti, bize İsa bin Yunus haber verdi Bunların hepsi, Sa'd bin İshak bin Ka'b bin Ucra'dan, o Asım bin Umer bin Katede'den, o Mahmud bin Lebid'den dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Gizli şirkten sakının.” Ordaki insanlar “Ya Rasulullah gizli şirk nedir?” diye sordular. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kişi namaz kılarken insanlara iyi görünmek için namazını süslemeye güzelleştirmeye çalışır. İşte bu gizli şirkitir.” (İbn Huzeyme – Sahih 937)
Görüldüğü üzere hadisler riyanın küçük ve gizli şirk olduğuna delalet eder. Bu hadislerin isnadındaki probleme işaret edenlere cevaben şu nakil getirilir:
Şeddad b. Evs radiyallahu anh şöyle demiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında riyayı küçük şirk olarak görürdük.” (Hakim Mustedrek; İbn Ebi Dunya İhlas; Taberani el Esvat; İbn Cerir et Tezhib)
Görüldüğü üzere sahabi sadece kendi adına değil bütün ashab adına konuşmuş ve bunun "Peygamber zamanında" diyerek aslında Peygamber'den alınan bir hakikat olduğunu gözler önüne sermiştir. Çünkü bu itikadın yanlış olması durumunda muhakkak Rasulullah aleyhisselam ashabını uyarır ve bu şirk itikadından onları tevbeye davet ederdi. Bu rivayet tıpkı hadis gibidir. Sahabenin azğından çıkmış olmasının ise bir önemi yoktur, zaten Peygamber'in hadislerini rivayet edenler de onlardır. Ayrıca bu hadisle beraber birden fazla hadisin aynı noktaya delalet ederek birbirlerini güçlendirdikleri görülür. Bu durum(senetlerin birbirlerini güçlendirmesi), rical ilminde bilinen bir husustur. Bidatçiden başkası bunu göz ardı etmez. Ayrıca yukarıda verilen ibadet hususunda şirk koşmama(yani riya yapmama) ayeti hakkında yapılan yorumlar da bu hakikati gözler önüne serer:
- İbn Abbas dedi ki: Bu ayet-i kerime Cündeb b. Züheyr el-Amiri hakkında nazil olmuştur. O dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü, ben Yüce Allah için bir amelde bulunuyorum. Sadece Yüce Allah'ın rızasını diliyorum. Şu kadar var ki başkası tarafından da bilinecek olursa bu beni sevindirir. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Muhakkak Allah hoş ve temizdir. Ancak hoş ve temiz olanı kabul eder. O (ihlasla yapılması gerektiği halde) kendisinde ortak koşulan hiçbir şeyi kabul etmez." Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu.
Cündeb'in sahabi olduğu söylenir. Peygamber'in onu tekfir etmediği ise açıktır.
- Tavus şöyle demiştir: “Adamın biri 'Ey Allah’ın Nebisi, ben gerçekten Allah yolunda cihadı seviyorum ve mertebemin de görülmesinden hoşlanıyorum.' demiş. Allah Teala da bu ayeti indirmiştir.”
Görüldüğü üzere tekfir yoktur.
- Mücahid dedi ki: Bir adam, Peygamber (s.a.v.) gelerek dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü ben sadaka veririm, akrabalık bağını gözetirim. Bunları da ancak Yüce Allah için yaparım. Benim bunları yaptığımdan sözedilir ve bundan dolayı övülecek olursam da bu beni sevindirir ve hoşuma gider. Rasulullah (s.a.v.) sustu, birşey demedi. Bunun üzerine Yüce Allah: "Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ediyorsa salih bir amel işlesin ve Rabbine ibadetinde kimseyi ortak koşmasın" buyruğunu indirdi.
Görüldüğü üzere bu adam tekfir edilmemiştir.
- İbn Ebi Hatim Tefsirinde şöyle nakletmiştir. Mucahid dedi ki: “Müslümanlardan bir kişi savaşır ve bulunduğu konumunun görülmesini severdi. Bunun üzerine Yüce Allah “Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa salih bir amel işlesin ve Rabbine ibadetinde kimseyi şirk (ortak) koşmasın.” (Kehf 110) ayetini indirdi.
Görüldüğü üzere Mücahid riya yapan adama "Müslüman" diye hitap etmektedir.
- Bir bedevi Ummul Kays adında bir kadın ile evlenmek istedi, kadın da hicret etmeden bunun olmayacağını söyleyince adam sırf bunun için hicret etti. Sahabeler de onu “Ummul Kays muhaciri” olarak isimlendirdi. İbn Mesud dedi ki: “Kim, bir şeyi elde etmek isteğiyle hicret ederse, onu elde eder.” (Said b. Mansur, Sunen; Taberani, El-Mucem. Buhari ve Muslim’in şartlarına göre sahih olduğu söylenmiştir.) Sahabiler asla bu adamı tekfir etmemişler ve tekfir etmeme noktasında da ittifak etmişlerdir. Bu adamın mürted olması durumunda kendisi kesin surette tevbeye davet edilirdi.
İhlas'ın İki Kısmı
İhlas, kişinin ibadetlerinde Allah'ı birlemesidir, yani riyanın zıddıdır. İhlas'ın iki kısmı vardır. Bir tanesi dinin aslında ihlas, ikincisi ise amellerde ihlastır. Dinin aslında ihlas, kişinin Allah'ı birlemesi, dini ona has kılması, ondan başkasına secde etmemesi, rüku etmemesi, dua etmemesidir. Bu türden bir ihlasın terki kişiyi İslam Milletinden çıkarır.
İkinci ihlas olan amellerde ihlas ise, kişinin yaptığı amellerde sadece Allah'ın rızasını umması, ne başında, ne ortasında, ne de sonrasında insanlara gösteriş arzusu içerisinde olmamasıdır. Bu türden bir ihlasın terki, küçük şirktir. Çünkü bu kimse dinini Allah'a has kılmış ancak amelinde şirk koşmuş ve amelini hem Allah hem de bir başkası ile paylaşmıştır.
Beğavi’nin tefsirinde geçtiği üzere Said b. Cubeyr şöyle söylemiştir: “İhlas kulun dininde ve amelinde samimi olmasıdır, ki dininde Allah’a şirk koşmaz, amelinde de riya yapmaz.”
Yani dininde ihlası terk etmesiyle amelinde terk etmesi farklıdır. Nitekim bakınız:
İbn Ebi Hatim şöyle demiştir: Kesir b. Ziyad dedi ki:Hasan’ı el Basri’ye “Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa salih bir amel işlesin ve Rabbine ibadetinde kimseyi şirk (ortak) koşmasın.” dediğimde, o “Bu ayet Mü’min hakkında nazil olmuştur” dedi. Ona: “Niye, Mü’min Allah’a şirk mi koştu?” dediğimde “Hayır, ancak amellerinde şirk koştu. O bir amel işleyip sevabını Allah’tan beklerken bu ameli başkalarının da görmesini istedi. İşte bu ameli kendisine geri çevrilir” karşılığını verdi.
Bu nakil, hakkı açığa çıkaran en açık nakildir. Böylece riya yapan kimsenin şirkinin ameline yönelik olduğu ve dinini bozmayıp amelini bozduğu açığa çıkar. Ki İslam alimleri riyanın ancak ameli ifsad ettiği hakkında konuşmuşlardır.
İbn Recep el-Hanbeli (ki kendisi bize göre kafirdir ama çokları itibar eder) meşhur Camiul Ulum kitabında saf riyanın ancak münafıklardan sadır olduğundan bahsetmiştir. Sonra şöyle demiştir: “Bu saf riya, namaz ve oruç gibi farzlarda müminde bulunmaz. Vacip olan sadaka, Hacc gibi zahiri amellerde veya başkasına da faydası olan amellerde bulunabilir(müslümanda bu amellerde saf riya görülebilir). Kuşkusuz bu tür amellerde ihlas, değerlidir. Müslüman, bu tür biramelin boşa gittiğinden ve bu ameli işleyen kimsenin, Allah’ın gazabı ve cezasını hak ettiğinden şüphe etmez.”
Görüldüğü üzere Müslümanlardan da riyanın sadır olabileceğini açıkça söylemiştir. Aynı kitapta Selef alimlerinin riyayı büyük şirk görmediğine dair bir çok karine vardır ancak bu kadarı kafidir.
İmam Tirmizi küçük şirkin bir başka türü olan baba adına yemin etme şirkini şu şekilde izah etmiştir, ki bu aynı zamanda riya için de söylenebilir:
"İlim ehlinin yanında bu hadis (şöyle) tefsir edilmiştir : (bu rivayete ki) 'kafir olmuştur ya da şirk koşmuştur' kavli, tağliz (sertlik-sakındırma) üzeredir. Bunun delili de İbn Ömer (Ömer'in babasıyla yemin edip küfre girmemesi) hadisidir" (Sunen-i Tirmizi, 1535)
Yani nasslarda gelen "şirk" veya "küfür" lafızları kimi zaman onları yapanların gerçekten kafir olup milletten çıktığını ifade etmek için değil de, sakındırma babından gelmiştir. Bu sadece en büyük 6 hadis kitabından biri olan "Sünen-i Tirmizi"nin sahibi Tirmizi'nin değil, onun gibi hadis kitabı müelliflerinin ve hatta bütün İslam Uleması'nın müşterek görüşüdür. Eğer bir kimse bu imamların bu sözlerini reddediyorsa, hiçbir hadisi de kabul etmemesi gerekir. Çünkü elimize ulaşan bütün hadisler bu imamların onları rivayet edip kitaplarına zabt etmesiyle ulaşmıştır. Eğer hadis kitapları müellifleri de Tirmizi gibi küçük şirki ispat ediyorsa, bu durumda hepsi müşrik olduğu için kendilerinden hadis alınmaz. Çünkü kafirin şehadeti makbul değildir. Bu durumda "küçük şirk" yoktur diyen iddia sahiplerinin "Kuran ve Sahih Sünnet'e bakarız" sözlerinin anlamsız olduğu, onlar için ortada hiçbir sahih hadisin bulunmadığı vuzuha kavuşmuş olur. (Devam edecek...)