Silsile Tekfir (Makale)

 Silsile Tekfir

Bismillah, elhamdullillah, vessalatu vesselamu ala Rasulillah.

Silsile/teselsül/zincirleme tekfir ile kastedilen şey, kafire kafir demeyen kimselerin zincirleme halde tıpkı o kafir gibi tekfir edilmeleridir. Aslında silsile tekfir müstakil (kendi başına) bir konu değildir, "Kafire kafir demeyen kafirdir" kaidesinin şumülüne dahildir. Silsile tekfirin bidat olduğu yanılgısı da, tam olarak bunu -yani bu kaideyle alakalı olduğunu- anlayamamaktan kaynaklanıyor. 

İslam alimleri, kafire kafir demeyen kimselerin kafir oldukları hususunda icma etmişlerdir. Nitekim Ebu Hatim er-Razi ve Ebu Zura er-Razi mütekaddimun dönem Ehl-i Sünnet ulemasından Hicaz'da olsun, Irak'ta olsun, Mısır'da olsun, Şam'da olsun, Yemen'de olsun; bütün büyük şehirlerdeki alimlerin kendileri üzerine oldukları akideyi beyan ederken, Cehmiyye isimli İslam iddiasında olan fırkanın tekfir edileceğinden bahsetmiş, sonra da şöyle demişlerdir:

"ومن شك في كفره ممن يفهم فهو كافر"

"(Vakayı) anlayanlardan kim onun (Cehmiyye'nin) küfründe şüphe ederse o da kafirdir."

Görüldüğü üzere alimler, kafire kafir demeyenin bizzat o küfrü işlemese bile kafir olacağını söylemişlerdir. Belki ilk dönem alimleri bunu "Kafire kafir demeyen kafirdir" gibi müstakil bir isim olarak kitaplarında zikretmese bile, pratikte bunu uygulamışlardır. Ebu’l Huseyn el-Malati el-Askalani eş-Şafii “et-Tenbih ve’r Redd” adlı eserinde şöyle demiştir: 

"جميع أهل القبلة لا اختلاف بينهم أن من شك في كافر فهو كافر لأن الشاك في الكفر لا إيمان له لأنه لا يعرف كفرا من إيمان " 

“Kafir(in küfrü) hakkında şüphe edenin kafir olacağı hakkında bütün kıble ehli arasında bir ihtilaf yoktur.  Çünkü küfür hakkında şüphe eden kişinin imanı yoktur, zira bu kimse imanı küfürden ayırd edemiyor, imanla küfrün farkını bilmiyor demektir.”

Müteahhirun bilginlerden Eşariler, Maturudiler ve diğer Mütekellimler de bu gerçeği kabul etmişlerdir. Nitekim (kendisi ile aynı itikadda olmasak bile) Kadı İyad Şifa-ı Şerif''te şöyle söylemiştir:

“Biz, İslam dininden başka dinlere mensup olan kimseleri tekfir etmeyenleri veya onlar hakkında kararsız kalıp duraksayanları ya da şüphe edenleri yahut onların yollarının (dinlerinin) doğru olduğunu kabul edenleri tekfir ederiz. Böyleleri -her ne kadar Müslüman olduğunu ortaya koysa, İslam inancını kabul ettiğini söylese ve İslam’ın dışındaki tüm yolların/dinlerin batıl olduğuna inansa da- içindeki inancın hilafını ortaya koyduğu için kâfir olmuş olur.” (sf. 851.)
Görüldüğü üzere velev kişi İslam iddiasında bile olsa, kafiri tekfir etmeyerek küfre düşeceği söylenmiştir. Ebu Bid'ah ya da Ebu Hanife “Fıkh’ul Ebsat” adlı risalesinde şöyle demektedir:
" إِن قَالَ قَائِل لَا اعرف الْكَافِر كَافِرًا قَالَ هُوَ مثله"
“Ben kafiri kafir olarak bilmem diyen kişi aynı onun gibidir (yani kafirdir)”
Aslında kişinin bunu anlaması için icma'yı tahkik etmesine gerek yoktur. Zira Allah katında makbul bir iman ile Müslim olmuş herkes şu hususlardan dolayı kafiri tekfir etmesi gerektiğini bilir:
1) Kafiri tekfir etmemek, küfrün küfür olduğundan şüphe etmek demektir. Bir kimse kafirleri tekfir etmiyorsa, bizzat o küfür fiilini işlemese, hatta ibadetlerin tümünü yerine getirse bile, küfür ile iman arasındaki keskin çizgiyi çekemeyip, küfürden beri, imanın da ehli olamadığı için yine de kafir olur. İman'ı bilmeyen mu'min olamaz. Küfrün ne olduğunu bilmeyen, ondan beri olamaz. Küfürden beri olmayan da, Müslim olamaz.
2) Eğer küfrün ne olduğunu bildiğini iddia ediyor, ancak küfür yapanı "kafir" diye isimlendirmiyorsa, o zaman yine küfrü anlamadığı söylenir. Çünkü küfür, kişiyi İslam milletinden çıkarıcıdır. Küfrün bu yönünü görmezden gelip onu tıpkı İslam dairesinden çıkarmayan ama imanı eksilten büyük günahlar gibi görüyorsa, bu durumda dinin aslı ile furuatı arasını ayıramayacak kadar dinin aslından gafildir.
3) Ayrıca böylesi bir kimse tıpkı Allah'ın helallerini haram, haramlarını helal yapan kimse gibidir. Zira o, Allah'ın bir kimse hakkında razı olduğu "kafir" ismini ona vermeyi kabul etmeyerek Allah'ın hükmünü reddeder ve o kafire "Müslüman" hükmü vererek hakiki hükmü tebdil eder (değiştirir). Allah'ın ak dediğine kara, kara dediğine ak diyerek onunla zıtlaşan kimse ise ancak kafirdir.
Bu bağlamda, bu kafir ister ikinci, ister üçüncü, ister yüzüncü sırada olsun, kafire kafir demediği için kafirdir. Örneğin Allah'tan başkasına kurban kesen bir müşrik olsun. İkinci bir adam ise kendisi mahlukat için kurban kesmese bile bu müşriği tekfir etmesin. Yine üçüncü bir adam gelse, bir numaralı müşriği tekfir etse bile kafire kafir demeyen ikinci kişiyi tekfir etmese. Ve yine dördüncü bir kişi gelse ve velev bir ve ikinci kişileri tekfir etse bile kafire kafir demeyen 2. şahsı tekfir etmeyen 3. kişiyi tekfir etmese, bu zikredilenlerin hepsinin kafir olduklarını söyleriz biiznillah. 
- Kafire kafir demeyenin kafir olduğunu kabul etmekle beraber silsile tekfire bidat diyenler, selefin "silsile tekfir" diye bir lafzı kullanmadılarını delil olarak getirirler. Evvela selefin ıstılahında kafire kafir demeyen kafirdir diye bir kaide de müstakil olarak kitaplarda yerini almamıştır. Selef bunu ancak pratik sahada kullanmıştır. Hal böyleyken bir de "silsile tekfir" lafzını aramak abese iştigal olurdu.
- Ayrıca silsile tekfirin delili, zaten "kafire kafir demeyen kafirdir" kaidesinin kendisidir. Çünkü bu kaide, kişinin kaçıncı sırada olduğu ile değil, kafire kafir deyip demediği ile ilgilenir. Yani burada küfre konu olan illet, kafiri tekfir etmemektir. Bu bağlamda ister birinci sıradaki müşriği tekfir etmeyen ikinci kişiye, ister o ikinci kafiri tekfir etmeyen üçüncü kişiye uygulansın, bunlar arasında hiçbir fark yoktur. Neticede buradaki illet, hepsinin bir şekilde bir kafiri tekfir etmemesidir. 
Denilir ki: "Puta tapana kafir demeyen birisi kafir midir?", muarızlar derler ki: "Evet, kafirdir." Denilir ki: "Peki o kafiri tekfir etmeyen kafir midir?", muarızlar derler ki: "Bu bidattir". Denilir ki: "Neticcede bu kişi de bir kafire kafir demiyor mu, öyleyse neye göre kaidenin kapsamında çıkardınız bunu? Zira illet kafire kafir demeyenin kafir oluşudur. Puta tapanı tekfir etmeyen kafirse, onu tekfir etmeyen de kafirdir. Neye göre kaidede tahsise gittiniz?" ve buna cevap veremezler. Çünkü kaidenin illeti bellidir.
-Ayrıca yine bu kimselere sorulur "Azir kafir midir?", muarızlar derler ki: "Evet, kafirdir". Denilir ki: "Aziri tekfir etmeyen kafir midir?", muarızlar derler ki: "Aziri tekfir etmeyen kafirdir." Bu sefer denilir ki: "İşte silsile tekfiri ispat ettiniz. Azirin varlığından bahsediliyor olabilmesi için onun kendisini tekfir etmeyerek azir olduğu birinci müşriğin olması gerekir. Azir de ikinci kişidir. Aziri tekfir etmeyeni tekfir ederek de üçüncü kişiyi tekfir ettiniz. Böylece sadece ikiye kadar gittiğiniz kaideyi üçe kadar götürdünüz. İşte anlayamadığınız şey de bu. Mesele silsile tekfir değil, kafire kafir demeyenenin kim olursa olsun kafir olmasıdır."



Daha yeni Daha eski
Advertising Space