Ebu Muhammed Abdullah b. Abdulhakem (v. 214) “Siretu ‘Umera’bni Abdilazizi ala ma ravahu’l İmamu Maliku’bnu Enesin ve Ashabuhu” “İmam Malik’in ve Ashabının Aktardıklarına Göre Ömer b. Abdulaziz’in Sireti” isimli kitabında şöyle demiştir: Ömer b. Abdulaziz rahimehullah yöneticilik makamına geldiği zaman şöyle yazdı:
Bundan sonra; 1- Ben size Allah’tan korkmayı, O’nun kitabından ayrılmamayı, O’nun Nebisinin Sünnetine ve Yoluna uymayı tavsiye ediyorum. Şüphesiz Allah size yapmanız ve sakınmanız gereken şeyleri beyan etmiştir. Size tavsiyelerde bulunarak mazeretlerinizi ortadan kaldırmıştır. “Ne önünden ne arkasından batılın kendisine yaklaşamayacağı, Hakim ve Hamid olanın katından olan.” (Fussilet 42) korunmuş kitabını size indirerek aleyhinize hüccet almıştır. “Onu ancak hak olarak indirdik, o da hak ile indi. Seni de ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.” (İsra 105) “Gerçekten onlara, iman eden bir topluluk için bir yol gösterici ve rahmet olarak ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik.” (A’raf 52)
2- Onun farzlarını yerine getirin, Sünnetlerine uyun. Muhkemiyle amel edin. Onun uğrunda sabreden. Müteşabihlerine iman edin zira Allah ondan size öğrettiğini öğretmiştir. O gün sizin ilkleriniz insanlar arasında en güçsüz, en zayıf, en dağınık, diğer insanlar nezdinde en hakir kimseler idi. Onlarda hidayetten kendisiyle Allah’a dönecekleri bir pay yoktu. Bunun ile birlikte dünya, dünyanın mülkleri, kalabalığı ve saltanatı da başkalarında idi. Ta ki Allah onları Kitabıyla ve Nebisiyle saygın hale getirmeyi dileyene kadar... Evet, Allah onlara kendisinin kulu ve Rasulü olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i, hak ile, hiçbir hayrın kendisine benzemediği bir hayır ile müjdeleyen bir müjdeci olarak, hiçbir şerrin kendisine benzemediği bir şer ile korkutan bir uyarıcı olarak gönderdi. Allah O’nu bu sebep ile çağların sonuna erteledi. Önceki nebilerden dilediklerinin diliyle O’nun ismini zikretmiştir. Onlardan misak almış, şöyle buyurmuştur: “Hani Allah nebilerden şöyle misak almıştı: ‘Size bir kitap ve hikmet verdikten sonra size nezdinizdekileri doğrulayan bir rasul geldiğinde mutlaka ona iman edeceksiniz ve onu destekleyeceksiniz.’ ‘Bunu kabul edip bu ağır ahdimi yüklendiniz mi?’ dedi. ‘Kabul ettik’ dediler. O da ‘Öyleyse şahit olun, Ben de sizinle beraber şahit olanlardanım’ buyurdu.” (Ali İmran 81) Allah Azze ve Celle bunu Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için O’nun alemlere rahmet olarak, ‘Allah’ın izniyle Allah’a bir davetçi ve ışık saçan bir kandil olarak’ (Ahzab 48) gönderdiği zamana ertelemiştir.
3- Allah razı olduğu şeyleri kitabında açıkça bildirmiştir. O’nun bunlardan helal kıldıkları kıyamet gününe kadar helaldir. Haram kıldıkları da kıyamet gününe kadar haramdır. Yine Allah O’na Sünnetini öğretmiş, O da Sünnetini anlamıştır. Ümmetinin önünde Sünnetini uygulamıştır. Allah’ın emrettiği üzere namazları vakitlerinde kılmıştır. Allah’ın kendisi için belirlediği namaz vakitlerini bilmiştir. Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Güneşin batıya yönelmesinden gecenin karanlığına kadar (belirli vakitlerde) namaz kıl. Bir de sabah namazını kıl. Zira sabah namazı şahitlidir.” (İsra 78) “Duluku’ş şems” gündüzün yarısında sonra güneşin batıya meyletmesidir. Allah bu ayette öğle, ikindi ve akşam namazlarının vakitlerini bildirmiş, sonra başka bir ayette şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Elinizin altında bulunan köleler ve sizden ihtilam çağına ulaşmamış olanlar sizden üç kez izin istesinler: Sabah namazından önce, öğle vakti elbiselerinizi çıkardığınız zaman ve yatsı namazından sonra...” (Nur 58) İşa namazı atme (yatsı) namazıdır. Bu namazları Kur’an’da Allah toplamıştır. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de beyan etmiştir.
4- Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem zekatı Allah Teala’nın emri ile pınarlar, tarlarlar ve maşiye hayvanlar (develer, sığırlar ve davarlar) için farz kılmıştır. Allah Teala zekatın verileceği yerleri şu buyruğunda beyan etmiştir: “Sadakalar (zekatlar) ancak, yoksullara, düşkünlere, zekat memurlarına, kalpleri (İslam’a) ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olana, yolda kalana mahsustur...” (Tevbe 60) Ta ki O’nun Sünneti zekat alınırken nasıl alınacağı hususunda, zekat taksim edilirken nasıl taksim edileceği hususunda istikamet buldu. Arap Yarımadası’ndaki müslümanlar onunla amel ettiler. Sonunda onlar -ya da onlardan akıl sahibi olanlar- O’nun Sünnetini iyice bildiler.
5- Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem birçok defa bizzat savaştı. Birçok defa orduları ve seriyyeleri savaşa gönderdi. Kendisi hazır bulunduğu zaman taksimatı kendisi yapıyordu. Ordularının ve seriyyelerin başına tayin ettiği kimselere de Allah’ın kendisine ve onlara fey (veya ganimet) olarak verdiklerini O’nun emrettiği şekilde paylaştırmalarını emrediyordu. Zira Allah Tebareke ve Teala şöyle buyurmuştur: “Bilin ki ganimet olarak aldığınız bir şeyin beşte biri; eğer Allah’a ve Furkan günü, iki topluluğun karşılaştığı gün kulunuza indirdiğimize iman etmişseniz; Allah’a, Rasulüne, O’nun yakınlarına, yetimlere, miskinlere, yolda kalmışlara aittir. Allah her şeye kadirdir.” (Enfal 41)
6- Sonra Allah hac konusunda emrettiğini emretti, buyurdu ki: “İnsanlar arasında haccı ilan et ki gerek yaya olarak, gerekse uzun yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve belirli günlerde de Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula ve fakire de yedirin. Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt’i Atik’i (Kabe’yi) tavaf etsinler.” (Hacc 27-29)
7- Sonra Allah, Rasulü Muhammed’e kendisi için at veya deve koşturulmamış beldelerin mallarını fey olarak verdi. Sonra daha sonra kapılarını açacağı beldeler hakkında bir Sünnet olması için bu beldeler hakkında şöyle buyurdu: “Onların mallarından Allah’ın Rasulüne fey olarak verdiği mallar için siz, at ya da deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, paygamberlerini dilediği kimselere musallat eder. Allah her şeye kadirdir.” (Haşr 6) “Allah’ın, o beldelerin ahalisinden Rasulüne fey olarak verdiği mallar, Allah’a, Rasul’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet haline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir). Rasul size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan kaçının. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr 7) Sonra Alah Teala bu ayetlerde müslümanların hakkını belirtmiştir. Onlardan her birine pay alacaksa mutlaka bu ayetlerde bildirilmiştir. Allah Teala şöyle buyurmuştur: “(Allah’ın verdiği bu fey malları) yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan, Allah’tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah’a ve Rasulü’ne yardım eden fakir muhacilerindir. İşte doğru olanlar bunlardır.” (Haşr 8) Bu ayette bahsedilenler, yurtlarından muhacir olarak çıkıp Medine’ye gelen kimselerdir. Onların arasında Ensar yoktur. Sonra Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Onlardan (muhacilerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, kendilerine hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tecih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Haşr 9) Bu ayette bahsedilenler de Medine’de bulunan Ensar’dır. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hicreti onlara olmuştu. Sonra Allah Teala üçüncü bir ayette -ki bu ayet ilk iki sınıftan geriye kalan müslümanların İslam’dan ve mal taksiminden payını topluca açıklamaktadır- şöyle buyurmuştur: “Bunların arkasında gelenler şöyle derler. Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla! Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!” (Haşr 10) İşte onlar müslümanların geri kalanıdır. İlk hicretten dünyanın sonuna kadar İslam’a girmiş ve girecek olanlar topluluğudur.
8- Şu halde Allah’ın size kitabından öğrettiği şeyde ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ortaya koyduğu sünnetlerde -ki bu sünnetler gerek dininiz hususunda gerekse dünyanız hususunda hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır- çok büyük bir nimet vardır. Allah’ın size hidayete erdirmesi ve size bilmediklerinizi öğretmesi sebebiyle O’na şükretmeniz üzerinize vaciptir. Herhangi bir kimsenin Allah’ın kitabı ve Rasulullah’ın Sünneti hususunda, onları uygulamaktan ve bunun için gayret etmekten başka yapacak bir şeyi ve ileri sürecek bir görüşü yoktur.
9- Yöneticilerin sınandığı, sonradan meydana gelen ve Kur’an’ın veya Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinin hakkında bir hüküm beyan etmediği işlere gelince; bu meselelerde müslümanların veliyyulemrinin ve imamının önüne geçilmemeli, ondan bağımsız hüküm verilmemelidir. İmamın altında bulunan kimsenin o meseleyi imama götürmesi ve onun verdiği hükme teslimiyet göstermesi gerekir.
10- Ben bu mektubumda Allah’ın kıtabının ve Nebisinin sünnetinin nazil olmasından önce içerisinde bulunduğunuz, hali; dalaleti, körlüğü, geçim sıkıntısını, Allah’ın bunların yerine size bahşettiği saygınlığı, yardımı, afiyeti ve birliği, O’nun sizi kendinize bıraktığı takdirde kendi kuvvetinizle başkalarının elinden asla alamayacağınız fakat O’nun başkalarının elinden alıp size verdiği şeyleri bilmenizi istedim. Allah müminlere şartını koştuğu zaman bunları müminlere şart kılmıştır, vermiştir. İşte, Allah size olan şartını yerine getirdi. Üzerinize yüklediği şarttan dolayı da sizi sorguya çekecektir. O şöyle buyurmuştur: “Allah, içinizden iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi kendilerini de yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyici yerleştireceğine yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar Bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkar ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Nur 55) İşte Allah size olan vaadini gerçekleştirmiştir. O halde siz de Allah’ın boyunlarınız üzerindeki dinini gerçekleştirin. Gerçekleştirin ki kişi Allah’ın nimetine nankörlük etmesin, O’nun imtihanını unutmasın. Allah’ın imtihanını Allah’a kolay bulur, güç yetiremeyeceği şeyin içerisinde de kaldıkça kalır.
11- Yine ben emrimden ve üzerinde bulunduğum şeyden cahil olan kimsenin bunları bilmesini istedim. Halbuki bugün bunları dile getirmek istemiyordum. Ta ki bunların bir kısmını dile getirmenin hem kısa vadede hem de uzun vadede bana yüklenen işin salahı için daha uygun olduğunu görene kadar... Ben Allah’ın kitabından, Nebisinin sünnetinden ve önümde ki imamların uyguladıklarından bazı şeyler biliyorum. Bu ilim Allah tarafındandır. Bunları bana kendisini bu ilimlerden meşgul edecek bir şey bulamayan kimseler öğretmiştir. Ben ise bazı işlerle meşguldüm. Ayrıca Allah bana bir imtihan yazmıştı: Bildiklerimle amel edecek miydim yoksa gerektiği gibi amel etmeyecek miydim? Hayır adına bildiğim her ne varsa Allah’ın öğretmesiyle ve yol göstermesiyledir. Ben bereketini elde etmek için ancak Allah’a yönelirim. Bunun dışında bende günah hastalıklarından ne varsa yüce Allah’tan onu mağfiretiyle benden kaldırmasını niyaz ederim.
12- Yemin ederim ki yöneticilik hakkında ilmim ne kadar arttıysa o ölçüde yöneticilik hususunda korkum arttı, yöneticiliği daha büyük görür oldum. Ta ki Allah bana onu takdir etti. Benim hakkımda takdir ettiklerini takdir etti. Şimdi ben yöneticiliği en ağır bulduğum zamandayım.
13- Sonra Allah bana güzelce yardım etti. Hem benim akıbetimi hem de beni kendilerine yönetici kıldığı kimselerin akıbetini güzel kıldı. Onların durumlarını düzeltti. Birliklerini sağladı. Ne benim duamın ne de onların dualarının erişemeyeceiği nimetlerini bana ve onlara bolca verdi. Bu sebep ile Allah katında ödülüm ve mükafatım vardır: Onların çoğunun durumunun düzelmesi, haklarının kendilerine verilmesi ve onlardan günah işleyenlerin affedilmesi gibi...
14- O’na hamd olsun ki- Allah bana buu nimetlerden birçoğunu dünyada iken verdi. İnsanların birliğini sağladı, aralarını düzeltti. Rızıklarını genişletti. Düşmanlara karşı yardım etti. Müslümanlara öyle güzel yetti ki onlardan herhangi biri diğerine ihtiyaç duymaz hale geldi. Onların rızkını genişlettikçe genişletti. Bir gölgede bulunan her ahali Allah’ın rızkından ve nimetinden kendilerine diğer bölgede bulunanlardan daha fazla pay verildiğini düşünmektedir.
15- Eğer Allah’ın nimetini bilirseniz ve O’nun fazlına şükrederseniz işte ben bunları ne kadar çok isterim ve bunları ne kadar çok severim! Allah bunlar için nasıl dua ettiğimi biliyor. Bunlara açıktan ne kadar hırs gösterdiğimi biliyor. Bunu bilmeyen varsın bilmesin. Görmezden gelen varsın görmezden gelsin. Benim sizi yönlendirmeye büyük bir istek duyduğum Allah’ın kitabı ve Nebsi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti dünyada hüccetim, öldükten sonra için de muradımdır. Bunu başka şeylerle karıştırmayın. Sakın sizi yönlendirdiğim Allah’ın kitabı ve Nebisinin sünneti hususunda içinizde bir karışıklık olmasın.
16- Bundan başka, insanların şahsi görüşlerinden ibaret olan şeylere gelince -yemin ederim ki- bunları (Kitab’ı ve Sünnet’i) sizin aranızda uygulamayacak olsaydım başınıza geçmezdim. Eğer bunlarla amel ederseniz içerisinde bulunduğum dünyalıkları istemem. İnsanlar arasında en sevmediğim kimse, Allah’ın beni fitneye düşürmesi için dinim ile arama koyduğu kimsedir. Allah’ın kitabıyla ve Nebisinin sünnetiyle amel etmemesi beklenen kimseye Allah’ın verdiği makama gıpta ile bakmam, onu saygınlık ve yükseklik olarak görmem, onun sahip olduğu dünyalıkları istemem.
17- Kim Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ümmeti hakkında içimde bulunanı ve isteğimi soruyorsa bilsin ki içimde bulunan ve bununla istediğim şey -Alemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun ki- Allah’ın kitabına ve Nebisinin sünnetine uymanız; arzudan ve Nebisinin sünnetinden başka şeylere göre amel etmekten sakınmanızdır. Zira bu şekilde yapılan bir amelin ne dünyada ne de ahirette hiçbir değeri ve saygınlığı yoktur. Kendisine bunların zikredilmesi muhtemel olan kimse şunu bilsin: Yemin olsun ki canımın ilk önce çıkan can olması onlar Rablerinin kitabından ve nebilerinin sünnetinden başkasına uymaya yönlendirmekten bana daha sevimlidir. O Sünnet ki yaşayan ona göre yaşamıştır. Allah Teala canını aldığı kimsenin canını onun üzerine almıştır. Kendilerini kaybetmeyi önemsiz gördüğüm ve kendileri için üzülmediğim kimselerin en önde geleni bu sünnetten olan bir şeyin hilafını arzulayan kimsedir. Oysa o Sünnet: biz yerlerdeyken bizi yükselten, biz değersizken bize saygınlık kazandıran, biz zillet içerisindeyken bizi izzetli kılan şeydir. Onu başkasına değişmekten Allah’a sığınırız. Bu hususta herhangi bir kimseden korkmaktan Allah’a sığınırız.
18- Meclislerinizde konuştuğunuz zaman ya da bir kimse kardeşine gizlice bir şey söylediği zaman size tavsiye ettiğim bu hususları hatırlasın: Allah’ın kitabını ve Nebisinin Sünnetini ihya etsin. Bunlara muhalif olan şeyleri terk etsin. Zira haktan sonra ancak batıl vardır. Basiretten sonra ancak körlük vardır. Bir topluluk hidayetten sonra dalalete düşmekten sakınsın. Basiretten sonra körlükten sakınsın. Zira Allah Teala Salih’in kavminden bahsederken şöyle buyuruyor: “Semud’a gelince Biz onlara doğru yolu gösterdik fakat onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Bunun üzerine yapmakta olduklarına karşılık onları alçaltıcı azap yıldırımı yakaladı.” (Fussilet 7)
19- Size emredilen şeye uyun! Size yasaklanan şeyden kaçının. Sizden biri kendisini göstermeye kalkmasın. Zira -Allah’a hamd olsun ki- sizin dünyalıklarınıza bir rağbetim yoktur. Ne benim elimde bulunanlara ne de sizin elinizde bulunanlara... Bununla beraber Allah’ın kitabından ya da Nebisinin Sünnetinden bir şeyin eksiltilmesine de sabrım yoktur. Bunlara muhalefet edeni hoş görmem ve Allah’a hamd olsun ki sevindirmem.
20- Yemin ederim ki sizden kim bunu yaparsa (yani Allah’ın kitabından ve Nebisinin Sünnetinden bir şey eksiltirse) dünyalığınıza ihtiyacı olmayan, dininizden sapmanıza tahammül edemeyen, kendisinde sizin için hayır bulunmayan hususlara dalmanıza sabır göstermeyen bir adamın; Allah’ın kitabından eksilten, O’nun dininden ve Nebisinin sünnetinden sapan kimsenin kanını akıtma hususunda cesur olacağını bilmelidir. Yemin ederim, cemaatinizi ve hayırlılarınızı mutlaka hoş görülmeyen işlerden arındıracaksınız ey askerler! Allah’tan, rahmetiyle ve lütfunun genişliğiyle hidayete ermiş kimsenin hidayetini arttırmasını, kendisinden bir afiyet içerisinde günahkarın tevbesine karşılık vermesini, kitabının ve Nebisinin Sünnetinin hilafını isteyen kimse hakkında kendisi ile seçkin kulları arasında yenik düşeceği bir hüküm vermesini ve bunu hemen yapmasını, herkesin akibetini güzel kılmasını, günahkarların günahından dolayı bize azap etmemesini niyaz ederim. (Amin). Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.
