Din, Yaratıcı tarafından yeryüzündeki kullara indirilmiş olan ve onların saadetini (mutluluğunu) hedefleyen toplumsal bir kurumdur. İşte bu tanım, kafiriyle inananıyla, yeryüzündeki bütün insanların üzerinde ittifak ettikleri tanımdır. Bizce din, Allah tarafından, kulların dünya ve ahiret saadetini yakalayabilmeleri adına, cebrail vasıtası ile peygamberlerine indirdiği ve onların da insanlara tebliğ etmesini istediği bir yaşam biçimidir. Bunun bir yaşam biçimi olması muhakkak bir zorunluluktur. Sonra yine dinin, İslam, adet, millet, itaat, hüküm gibi manalara geldiği söylenmiştir. İşte bunlar lugat tanımlarıdır -ki bunu uzatmaya kalksak daha fazla uzatmaya imkan verecek ka- dar tanım vardır-. Dine "millet" denmiştir. Çünkü millet, "dikteedilen şey" manasına geldiği gibi "yol" manasına da gelir.İnsanın yolu, onun inancıdır. Ayrıca bazı kimseler bu kelimenin (millet), insanları bir şey üzere bir araya getirdiğine de dik- kat çekmiştir. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:
"Sonra da sana: "Hanif olarak İbrahim'in milletine uy!" diye vahyettik. O, müşriklerden değildi."(Nahl, 123)
Millet-i İbrahim, tağutları reddedip yalnızca Allah'a yönelmek ve bu inanç üzere birleşmektir. Öyle ki bu milletten olan herkes sadece Allah'a kulluk yapıp onun ğayrısına kulluk yapanları babaları dahi olsa tekfir ediyorlar (kafir görüyorlar)(Bkz. mümtehine, 4). Bu yüzden Müslüman'ın milliyeti, "Türk, Kürt" gibi basit ve dünyevi tanımlamalardan daha ziyade akidesidir (inancıdır). Şimdi sen kendini hangi millete nispet ettiğine iyi bak! İnsanlar ile beraber hangi kanun etrafında birleştiğine dikkat et(Bkz. kafir bir batılı olan Emile Durkheim şöyle demiştir: "Din, bir cemaatin meydana gelmesini sağlayan ayin ve inançlar sistemidir.")! Yine din, hüküm, hakimiyet (egemenlik) ve kanun gibi manalara gelir. Yusuf suresinde Allah-u Teala buna işaret eder. Oysa sen, bugün hakimiyetin kullara ithaf edildiğini ve "Egemenlik (hakimiyet), kayıtsız şartsız milletindir" diye de batıl bir şekilde sloganlaştırıldığını görüyorsun. Bu durum, onların dininin İslam'dan başka bir din olduğuna delalet eder. Çünkü din, kanundur. Onlar ise tercihlerini İslam Hukuku yerine Batı hukukundan yana kullanmışlardır. Böylece "Demokrasi, Laiklik" adını verdikleri dinlere intisap etmiş ve onların hizbi olmuşlardır. İşte bütün bu sistemler birer dindir. Çünkü din, bir yaşam tarzıdır. Rab, kullarına bir hayat programı dizayn edendir. Beşeri sistemlerin yöneticileri sahte bir rab, sistemin kendileri ise batıl bir din olmuştur. Oysa Allah-u Teala buyurmuştur:
"Allah katında kabul gören din İslâmdır..." (Ali İmran, 19)
"Şüphesiz ki Allah'ın, şeriat olarak Peygamberi vasıtasıyla gönderdiği ve ondan başkasını kabul etmediği hak din, İslamdır." (Tefsir)
"Sonra seni de bu işte bir şeriat üzere kıldık. Ona uy ve bilmeyenlerin arzularına uyma."(Casiye, 18)
.Burada önemli olan husus sadece dil ile "Ben Allah'ın Şeriatının gerekliliğine iman ediyorum" demenin yetmiyor olmasıdır. Şurası muhakkak ki, kişinin amelleri sözleri ile çelişiyorsa, sözüne değil amellerine itibar edilir. Hem atalar ne demiş: Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Kişi, ameliyle demokrasiye müntesip/ üye/hizb olursa, bu onun ameli ile küfre girmesidir. Çünkü kalp bir amelden razı değilse, uzuvlar o ameli yapmayı terk ederler. İnsan bir ameli yapmaya kalbinden niyetlenir. Niyet, kalbin amelidir ve fiili doğurur. Faillerin yaptığı fiillerin kararı, kalp- te alınır. Soruyorum sana ey Allah'ın kulu, kimin kanunlarına üye olarak onunla isimlendin? İslam kanunlarına üye olarak "Müslüman" diye mi isim aldın, yoksa "Demokrasi" kanunlarına üye olarak "demokrat" diye mi isim aldın? Bu isimlerden herhangi biri, diğerini nefyeder. Bu iki ismi, aynı anda alamazsın. Ya Müslümansın ya demokrat...
